Ersin Duman


KÖRFEZ’DEKİ SUYA BİR BAK!..

Eskihisar…


Gençlik günlerimizde, başımızda esen kavak yellerinin yarattığı  hayallere esin kaynağı olan Eskihisar!..

Körfez kıyılarında güzelliklerini saklamaya çalışan, sükünetin mabedi Eskihisar…

Ve artık geçmiş zamanların bitirilmiş hatırası gibi duran Eskihisar!..

                          -------------------

Eskihisar'ı görmeyeli yıllar geçti!

"Bana bir ömür kadar uzakta" diye düşündüğüm bu güzel sahil köyünü görme kararı aldığımda, aradan ne kadar zaman geçmişti!.. Hatırası, hala yürekte  kıpırtılar yaratan bir eski sevgiliyi görmek gibi bir şeydi benim için Eskihisar’ı yeniden görmek.

 Öyle ya, yosun kokulu kıyıları, körfezin ötelerinden bize bakan dağ silüetleri, herdem yeşillikler içindeki yamaçları… Çamlık ve kale…

Gençlik günlerimde Eskihisar, gerçekten bir başka diyardı benim için.

Ne şiirler yazmıştım, Samanlı Dağları’nın enginliklerine bakarak…

“Ruhumda dolaşan renksiz bir hülya,

Hüzün dağıtır gözlerim gurbet akşamlarına!..”

Gurbette değilsiniz ama,  Eskihisar manzaraları sizi gurbete taşıyabilirdi!.. Hele akşamın gurup saatlerinde...

Eskihisar’a inen yola koyulduğumda beklentilerim fazla olmalıydı ki, köyün sembolü diye düşündüğüm sakız ağacına vardığımda hayallerim, yerini beynimde bitimsiz kaoslara bırakmıştı…

Eskihisar, sanki bir hibritleme havuzunda aklın alamayacağı bir değişime uğramış görünüyordu!..

Kıyıda üzerine oturacak bir taş bile bulamadım. Her şey yapay!

Eski simaları artık bulamayacağımı yaşadıklarım, bana öğretmişti. Dolgulu sahilde yürüyerek kalenin altına kadar gittim. Her baktığım yerde çocukluğumu, gençlik günlerimin hatıralarını aradım durdum.

Kalenin kurulduğu tepenin doğu yamacında bir zeytin ağacı olacaktı. Ben Kartal Tibet’i ilk kez orada görmüştüm. Hem de ortaokul yıllarımda.

Türk sinemasının “Camoka” rolleri ile şöhret bulmuş karakterini canlandıran Danyal Topatan’ı da orada Viking savaşçısı rolüne soyunmuşken seyretmiştim. Daha nice sanat erbabı bu küçücük köyden gelip geçmişti. Hem de sanatlarını icra ederek.

Eskihisar böyle bir yerdi. Yani, başlı başına bir film platosu… Eskihisar ve Gebze demiryolu istasyonu, birbirini sinema filmlerinin çekimleri açısından da bütünlerdi. O sayededir ki, Türk sinemasının 60 ve 70’li yıllarda en ünlü simalarının birçoğunu görme şansı bulmuştuk. 

Eskihisar köy çeşmesinin tam karşısındaki kıyıda ahşap plaj kabinlerini hatırlayanlar mutlaka vardır. Yıllar önce o kabinlerden Cüneyt Arkın’ın denize girdiğini dün gibi hatırlıyorum. 

Türk müzelerinin kurucusu, ilk Türk ressamı Osman Hamdi Bey’in yaşamak için tercih ettiği yer yine Eskihisar’dı…

Düşünün…

19.Yüzyılın ikinci yarısında, ülkemizin sanata yönelik faaliyetler açısından en ünlü siması, ömrünü Eskihisar’da geçirmeye karar veriyor…

Bu insanlar Eskihisar’da ne bulmuştu?

Biz Eskihisar’da neyi kaybettik?

Eskihisar gibi bir doğa ve tarih mekanını neden koruyamadık?