Açılışlar, afişler, “ilerleme” manşetleriyle şehir uyutuldu;
ama toprağın dili dinlenmedi, riskler görmezden gelindi.
Bugün çatlayan duvarlar, tahliye edilen evler ve korkuyla uyanan insanlar, dünün ihmalinin bugünkü itirafıdır.
Bugün metro inşaatı güzergâhı üzerinde bulunan binalar çökme tehlikesi gerekçesiyle tahliye ediliyor. İnsanlar bir sabah kapılarına gelen uyarılarla evlerinden çıkmak zorunda kalıyor. Aileler apar topar yurtlara yerleştiriliyor, hayatlar valizlere sığdırılıyor. Bu bir “ihtimal” değil, yaşanan bir gerçek.
Elbette metro gerekli, elbette ulaşım yatırımı şart.
Ama plansızlık, denetimsizlik ve “bir şey olmaz” anlayışıyla yapılan her iş, bedelini halka ödetir.
Yıllardır “her şey kontrol altında” denilen şehirde, bugün kontrolün aslında ne kadar zayıf olduğu ortaya çıkıyor. Zemin konuşuyor, binalar çatlıyor, insanlar korkuyor. Soruyoruz:
Bu riskler neden en başında öngörülmedi?
Neden önlem sonradan, fatura halka kesilerek alınıyor?
Şehircilik, sadece kazı yapmak değildir.
Şehircilik, insanı öncelemektir.
Bir şehri sağlama almak, sadece üstünü parlatmakla olmaz; altını da sağlam tutmakla olur.
Bugün Gebze’de yaşananlar bir uyarıdır.
Uyutulan her sorun, günü geldiğinde daha sert uyanır.
Ve o uyanışın bedelini ne makamlar ne koltuklar öder; halk öder.
Gebze’nin ihtiyacı suskunluk değil, şeffaflık…
Erteleme değil, sorumluluk…
Masal değil, gerçektir.